22 Temmuz 2010 Perşembe

Romeo and Juliet (1968)



Yönetmen: Franco Zeffirelli

Oyuncular: Olivia Hussey, Leonard Whiting, Milo O'Shea, John McEnery, Paul Hardwick, Natasha Parry, Michael York, Pat Heywood

Birçoğunuz 1996 yapımı Romeo ve Juliet'i izlemişsinizdir. Eseri günümüze uyarlayan filmin yönetmenliğini Baz Luhrmann yapmıştı. Leonardo Di Caprio'nun Romeo'yu oynadığı film desem belki gözünüzde daha net canlanır. Fakat William Shakespeare'in bu ölümsüz eserinin daha eski sinema versiyonları az bilinir. 1936 ( George Cukor) ve 1952 (Renato Castellani) versiyonları mesela. Ama bu başlık altındaki konumuz hiçbiri değil. Günümüze kadar beyaz perdeye yansımış tüm Romeo ve Juliet uyarlamaları içinden en iyisi olarak kabul edilen ( Hatta tüm Shakespeare eserleri olarak genelleyen eleştirmenler de mevcut) Zeffirelli'nin yönetmenliğinde çekilen 1968 versiyonu hakkında yazmak istiyorum. Bu pek çok yönden başarılı filmin ilk adımı, yani senaryosu Franco Brusati, Masolino D'Amico ve Franco Zeffirelli tarafından ortaklaşa yazıldı. Önceleri İtalya'da bir dizi film şeklinde gösterilmesi planlanırken Paramount Pictures'ın senaryonun haklarını satın almasıyla İngiltere- İtalya ortak yapımı bir sinema filmine dönüştürülmesi kararlaştırıldı. Yapımcılar bu kadarını tahmin etmişler miydi bilinmez ama zamanla efsaneleşti ve günümüzde hala lise ve üniversitelerde Shakespeare konusu işlendiği zaman öğrencilere ders niteliğinde izletilen bir filme dönüştü. Bu zamana dek sahnelenen en meşhur Romeo ve Juliet oyunları ve filmleri üzerine genel bilgilere ve izleyici yorumlarına ise şu siteden ulaşabilirsiniz: http://historical-fiction.com/?p=1161

Gösterime girdiğinde özellikle dönemin gençliği tarafından oldukça ilgi gören film, oyuncuları da birdenbire yıldızlaştırdı. Bu durum, Shakespeare'e özel ilgi duyan seyircilerle birlikte, edebiyata kendini pek yakın hissetmeyen genç izleyicilerin de izlemekten zevk alabileceği bir film çekmek isteyen yönetmenin, amacına ulaştığının göstergesiydi. Yapımda o zamana kadarki uyarlamalardan farklı olarak ilk defa Shakespeare'in yarattığı karakterlerle aynı yaşta oyuncular kullanıldı. Bilindiği gibi Romeo ve Juliet aslında ergenlik çağındadırlar. Fakat karakterler edebi dille konuşurlar. Sık sık monolog yaparlar ve bu iki talihsiz aşığı canlandırmanın sanılanın aksine altından kalkılması zor bir iş olduğu söylenir. Tam olarak sebep bu mudur bilmiyorum fakat eserin sinema versiyonlarında o zamana dek hep 20'li yaşlarındaki oyuncular kullanılmış. 1968 yapımı film bu konuda farklılık yarattığından devrin genç nüfusuna da kolaylıkla hitap edebilmişti. Juliet'i canlandıran Olivia Hussey 16, Romeo'yu canlandıran Leonard Whiting henüz 17 yaşında ve tecrübesiz oyunculardı. Bu durum filmin eserin orijinaline ve ergen ruhuna bağlılığını yansıtması bakımından önemli bir ayrıntıdır. Fakat oyuncuların çok genç olması filmde açık sahnelerin yer almasını engellemedi ki yönetmenin bu konuda yine daha önceki uyarlamalardan farklı bir yol izlediği görülüyor. İlk kez sinema ekranında büyük aşıkları çıplak görüyoruz fakat bu o kadar da sorunsuz bir süreç değildi elbette. Yönetmen Hussey'i üstsüz gösterebilmek için özel izin almak zorunda kaldı; fakat ironik bir şekilde genç oyuncunun filmin yaş sınırı nedeniyle Londra galasına katılmasına izin verilmedi.

Yönetmenin aklındaki Romeo ve Juliet tipleri aslında bambaşkaydı. Zeffirelli'nin otobiyografisinde belittiğine göre Romeo rolü için öncelikle Paul McCartney düşünülmüş; fakat o bu teklifi geri çevirmişti. Londralı tiyatro kökenli bir genç olan Leonard Whiting seçmelere katıldıktan sonra 300 genç arasından yönetmenin beğenisini kazanarak rolü kapmıştı. Zeffirelli onun hakkındaki izlenimini şöyle anlatmış: 'Muhteşem bir yüzü var. Hafif bir melankoli, sevimlilik, ideal bir genç adam. Romeo'nun olması gerektiği gibi.' Juliet seçmeleri ise üç aydan daha uzun bir zaman almıştı. Olivia Hussey'i en başta 'tombul' olduğu gerekçesiyle reddeden Zeffirelli'nin gönlünde önceden anlaştığı uzun sarı saçlı bir aktrist yatıyordu. Fakat oyuncunun çekimlerin başlamasından bir gün önce saçlarını kestirmesi, onun yönetmenin gözündeki büyüleyici izlenimini yok edince, rolü kaybetti. Bunu duyan Hussey yeniden seçmelere katıldı ve bu sefer tam da aradıkları (!) ' güzel bir ergen kız' olduğu gerekçesiyle yönetmen tarafından kabul gördü. Genç oyuncu sonraları, o çok sevilen uzun siyah saçlarıyla özdeşleşecekti. Yönetmen, işin başında önyargıyla yaklaştığı oyuncuyu çekim aşamasında çok beğenince on yıl sonra ' Jesus of Nazareth' adlı mini televizyon dizisinde tekrar birlikte çalıştılar.

Oyuncular arasındaki uyum, set ekibine de yansıdı. Çekimler tahmin edilenden de hızlı ve sorunsuz ilerledi. Dünyanın en iyi sinema eleştirmenlerinden biri kabul edilen Roger Ebert'in, film hakkındaki eleştirisinde sete yaptığı ziyarete değinmesi çok ilginçtir: ' Filmin Roma'nın bir saat kadar dışındaki küçük bir kasabasında bulunan setini ziyaret ettiğim için çok şanslıydım. Balkon sahnesinin çekildiği geceydi. Çok iyi hatırlıyorum Hussey ve Whiting eski bir villanın merdivenlerinin tepesindeydi. Samimi ve içtendiler, çağırılmaların bekliyorlardı. Hussey'in nasıl durdurulamaz bir enerji yansıttığnı hatırlıyorum.Tekrar tekrar. Tutkulu öpücükler sırasında neredeyse balkondan aşağı fırlayacaktı.' Ebert'in izlenimini abartılı bir şekilde aktardığını düşünmüyorum. Filmi izleyen herkes ona inanacaktır; çünkü genç oyuncuların yaşlarıyla tamamen ters orantılı yetenek ve adanmışlıkları Romeo ve Juliet'in o kimilerince abartılı bulunan ' ilk görüşte aşk' larını mükemmel bir uyumla inandırıcı kılıyor. Hatta filme kendinizi açar ve o enerjiyi hissederseniz, bu zamana kadar izlediğiniz en gerçekçi ve en uyumlu çiftlerden biri olacaktır bu ikili, hiç kuşkusuz. Ama dikkatli olun. Bir kez Hussey'i izleyip onun Juliet'in masumiyetini ve gençliğini tamamlamasını, Whiting'in Romeo'nun çocuksu, heyecanlı tavırlarına kattığı sempatiyi gördükten sonra, bu iki aşığı hep onlarla özdeşleştirmeniz ve izlediğiniz her Romeo ve Juliet'i onlarınkiyle kıyaslamaya başlamanız mümkün. Peki gerçek hayatta da birbirlerine aşık oldukları söylentisinden bahsetmiş miydim?


En iyi film de dahil dört Oscar adaylığı bulunan yapım bunlardan en iyi kostüm tasarımı ve en iyi sinematografi dallarında ödül aldı. Müziklerine gelirsek, tema müzikleri The Godfather'ın da bestecisi olan unutulmaz müzisyen Nino Rota imzalı. Ünlü besteci filme ait ilk melodisini filmin çekimleri devam ederken yazmıştı. Oscar'a aday olmaması ise şaşırtıcı. Soundtrackte yer alan 'What is A Youth' şarkısı Romeo ve Juliet'in ilk karşılaştıkları sahnede çalıyor. Melodinin Henry Mancini düzenlemesi olan 'A Time for Us' şarkısı da dinlemeye değer. Aynı şarkının İtalyancası 'Un Giorno Per Noi'yi Josh Groban seslendiriyor. Şu linke tıklayarak dinleyebilirsiniz:
http://videolog.uol.com.br/video.php?id=193006
Filmin scorelarına da şu adresten ulaşmanız mümkün:
http://www.myspace.com/romeoandjuliet1968
Muhtemelen bu ezgiler size tanıdık gelecektir. Şaşırmayın çünkü Romeo ve Juliet'in tema müzikleri o yıllarda inanılmaz meşhur olmuş ve birçok Türk filminde de kullanılmıştı. Örneğin İzzet Günay ve Zeynep Değirmencioğlu - Hayat Mı Bu ( 1972)

2 yorum:

  1. çok beğendim, bir film hakkında bunca detaylı , uzun ama asla sıkıcı olmayan bilgi birikimini aktarmanız çok güzel. sadece filmi izleyen ama bunca detayını bilmeyen biri olarak izlediğim filmi adeta anladım ve bir film öncesini, neler olabildiğini hiç düşünmemiştim.Obektif,akıcı açıklamalarınız için parmaklarınıza ve tuşlarınıza sağlık .

    YanıtlaSil
  2. Kesinlikle harika bir film.Bugünlerde o tadı alamıyoruz her nedense...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...